Müzenin kapatılması ve yıkım aşamasında iki milyonluk bir şehirde sayısı 200-300’ü aşmayan duyarlı bir insan grubu tüm gücüyle mücadele verse de sıradan halktan hiçbir tepki gelmemiştir.

Direnen sanat sever aydın kesim sayıca az da olsa büyük bir ses getirmiştir. Eğer müzenin yerine yeniden müze yapılırsa bu duyarlı insanların direnişi yüzünden yapılacaktır. Önemli olan olayın bundan sonra da direniş grubunu büyüterek takip edildiğini, unutulmadığını ve vazgeçilmediğini idareye hissettirmektir diye düşünüyorum.

Bu neden böyledir? Halk hepten duyarsız hale mi gelmiştir? Yoksa kul olmayı kabullenerek devletin her dayatmasına “eyvallah” deme aşamasına mı gelmiştir? Korkutulmuş baskı altına mı alınmıştır? Olayın ciddiyetini kavrayamamış mıdır? Bu tür olaylar kanıksama noktasına mı ulaşmıştır?

Burada en öne çıkan neden devlet baskı ve şiddetidir diye düşünüyorum. Çünkü vatandaş her gün televizyonlarda bu tür doğasını korumak için, toprağını, suyunu, zeytinliğini, ormanını korumak için devlete karşı mücadele veren insanları seyretmektedir. Birkaç köy halkı çıkmış dağını, ormanını, suyunu korumak için kepçelerin dozerlerin önüne geçerek “Doğama dokunma” diye mücadele vermektedir. Köylüler yataklarını alıp ormanda, zeytinliklerde yatarak doğasını korumaya çalışmaktadır. Yetmişlik bir adam veya yaşlı kadın bir çam ağacına sarılmış “Ormanıma dokunma” diye feryat ederken jandarma onu oradan söküp almaktadır.

Çünkü devlet dünyanın en bol oksijen üreten doğa harikası Kaz Dağlarında, Fırat’ın 300 metre ötesinde İliç’te siyanür ve sülfirik asit gibi dünyanın en öldürücü zehirleriyle altın aramaları için yabancı şirketlere izin vermiş ve vatandaş bunlara karşı direnişlerin nasıl bastırıldığını görmüştür.

Nitekim Temmuz 2025’te Zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını öngören kanun teklifi TBMM’den kamu yararı gerekçesiyle kabul edilmiş olup yasa ile zeytinlik alanlar, belirli koşullar altında madencilik faaliyetlerine açılabilecektir. Ekoloji Örgütleri bu duruma ne diyor, derseniz, onlar elbette ki bu durumu onaylamıyor.

“Ekoloji örgütlerine göre, yasa değişikliğiyle birlikte “ÇED Gerekli Değildir” kararının kaldırılması projeleri durdurmak yerine, izin süreçlerini hızlandıracak. Yani üç ay içinde görüş bildirmeyen kurumlara “onay” verilmiş sayılacak.

Yeni düzenlemeyle şirketler, ormanlarda ruhsat almadan 24 ay boyunca bedelsiz madencilik faaliyeti yürütebilecek; bu süre 12 ay daha uzatılabilecek. Bu düzenleme, özellikle zeytinlikler ve tarım alanları gibi hassas ekosistemleri tehdit edecek.

Ayrıca kurumlar, çevresel etki değerlendirme sürecinde projelere olumsuz görüş veremeyecek.

Ekoloji örgütleri, bu düzenlemelerin ayrıca yerel direnişleri zayıflatarak merkezi onaya dayalı bir modelin önünü açtığını söylüyor.”