Kamu yararı zeytinliklerde, yani ülkenin doğasının korunmasında değil ülke doğasının tahribi demek olan madencilikte görülmüştür. İşte bu yeni düzenleme ile maden kanununun ÇED raporu ile ilgili doğal tahribata engel maddelerini aşmak kolaylaştırılınca halkın yasal bir dayanağı da kalmadı ve devlet tapulu zeytinlik alanları dahil istediği yere destursuz dalmaya başladı.

Öyle ki Kütahya’nın %92’si maden sahası olarak gösterilmiştir. Bu durumda devlet isterse sizin evinizin balkonunu dahi maden sahası olarak gösterebilir. Devletin bu ülke aleyhine dayatmalarına karşı halkın sesini kesmek ve tepkisini önlemek için doğamıza çökme ve doğamızı tüketme faaliyetleri parlamento tarafından yasal koruma altına alınırken halkın direnişini yasa dışı konuma düşürmek istenmiştir.

Ayrıca her sabah kalktığında televizyonlarda gözaltı ve tutuklamaları gören, doğa veya başka alanlarda direnişlere baskı ve şiddeti gören doğa ve çevre bilinci taşıyan vatandaşlarda da bir yılgınlık ve çaresizlik duygusu geliştiği için görmezlikten duymazlıktan gelmekte ve toplumun genelinde bir kanıksamaya dönüşmektedir.

Başka bir neden ise vatandaş yüksek enflasyon, zam ve hayat pahalılığından öylesine bunalmış vaziyettedir ki, adeta cinnet geçirmekte, geçimin dışında hiçbir şey düşünecek durumda değildir.

Doğaldır ki bu olumsuz koşular olmasa müzeye sahip çıkacak insan sayısı elbette ki daha fazla olurdu. Fakat tüm bu olumsuz koşullar olmasa bile yine de müzeye sahip çıkacak çok büyük bir kitle olmazdı.

Çünkü Türk insanının geneli antik kentlere taş üstünde taş, müzeleri ise bir taş deposu olarak görmektedir. Okullarda sanat eğitimi verilmemekte resim müzik gibi dersler önemsiz ve gereksiz sayılarak bu derslerde matematik veya başka bir ders işlenmektedir. Halkın geneline yakını hayatında bir kez müzeye gitmemiş gitme ve görme ihtiyacı duymamıştır.

Tarih dersleri salt hamaset ve düşmanlık geliştirmeye yönelik işlenmekte ve ilindeki müzeyi bir kez gezip görmemiş tarih öğretmenleri bile bulunmaktadır. Oysa müzeler yaşadığımız bu coğrafyanın kültürü, sanatı ve tüm yaşanmışlıklarıdır. Yani tarihin gerçek tanıklarıdır. Bunlara dayanmadan hamasi tarih öğretileri topluma fayda değil zarar verir. Onun için müzesiyle, kültürü, doğasıyla ülkenin değerlerine sahip çıkmak gerekir.

Yani bu müzeler için gösterilen bu duyarsızlık yarın Atatürk Devler Hastanesi, Konyaaltı Endüstri meslek lisesi, Aksu Köy Enstitüsü yerleşkesi ve bulunduğu arsanın rant değeri yüksek başka eserlere de gelecektir. Eskiden bunları, örneğin doğayı, ormanları halktan devlet korurdu. Fakat şimdi devletten halkın koruması gerekmektedir. Çünkü devlet mafyalaşarak istediği kişi, şirket veya alana çökmektedir. Devlet ülke çıkarlarının değil parti ve yandaş çıkarlarının koruyuculuğuna soyununca ülke çıkarlarını halkın devletten koruması gündeme gelmiştir diye düşünüyorum. Halk kendisini ülkesine, ülkesinin doğasına, sanat eserlerine, tarihi değerlerine, sahip çıkmak zorunda hissetmiştir diye düşünüyorum.