Merhaba, İki nehir arasındaki topraklarda yeşili az, sıcağı çok Güneydoğu Anadolu’nun birbirinden özel şehirlerinin sınırları içinde yer alan antik kentler, köyler… Yol boyunca kum rengi şehirler!

Bir zamanlar Sasani İmparatorluğu içinde yer alan önemli bir Doğu Roma kale kentlerinden, Mardin’e sadece 30 km uzaklıkta eski adı Oğuz olan Dara köyünü ziyaret ettim. Sabahın erken saatlerinde, sıcağa yakalanmamak için ne kadar erken yola çıkarsanız çıkın kısa bir süre sonra gölgenizle beraber yürümeye başlıyorsunuz Güneydoğu Anadolu’da. Dara’da gölgem taşların en derinine işlerken ben sessize dokundum tarihe. Belki tanıdık bir el iziyle buluşurum diye…

13. yüzyılda yaşayan Süryani tarihçisi Abu’l Faraç / Bar Hebraeus’un anlatımına göre Hellen Kralı Büyük İskender ile Pers Kralı Darius burada savaşmış ve Darius bu savaşta ölmüş. O yüzden Dara ismi verilen kent Mezopotamya’nın en önemli yerleşim birimlerinden biriymiş.

Kayalara oyulmuş bu muhteşem mimari yapıdan günümüze kalanlar bile hayranlıkla izlememize neden olurken kim bilir zamanında nasıl görkemli bir yerdi Dara. Günümüzde, aynı zamanda eski bir başpiskoposluk merkezi olan Dara, ünvanlı piskoposluk makamından biri olmaya devam ediyormuş.

Tarihinde sürekli farklı medeniyetler tarafından ele geçirilen kent en son 639 yılında Arap Müslümanlar tarafından fethedilmiş ve askeri önemini yitirerek gerilemiş, zamanla terk edilmiş. Kazanmış olmak için yola çıkılan bir güç savaşı olsa gerek ve sonu kocaman bir boşluk! Niye sürekli savaşır insanlar inanın anlamakta zorlanıyorum. Tarihin her sayfası kanlı savaşlarla dolu, din için yapılan savaşlara ise ayrıca anlam veremiyorum! İnsanoğlunun bu ne yaptığını bilmez hali yüzünden dünyanın yaşanamaz bir hale geldiği ise tek gerçeklik…

Yavaş adımlarla yürüdüm Dara’nın günümüze kalan izlerinde. Kilise, çarşı, zindan, mahsen gibi bazı detayları hala görebilmenin mümkün olduğu Dara’da üzeri camla kaplanmış alandan izledim yıllar öncesinin zindanda yok olan bedenlerini. Birileri birilerini gerçek ya da gerçeküstü olaylarla bu hayatta acı çekmeye zorlarken kim bilir ne hikayeler yaşandı Dara’nın derinliklerinde. Keşke biri gelse de gerçekleri anlatsa…

Tarihin toprak rengi kalıntılarına veda ederken daha önce sadece bir belgeselde burayı mutlaka görmem gerekir dediğim Dara’yı yakından görmenin yanı sıra, taşlarına dokunup görselliğini hafızama yerleştirdiğim için çok mutlu oldum. Ve hızla akan zaman içinde bir zamanlar içinde çocukların oynadığı ama şimdi sessizliğe bürünen Mağara Köyü’ne doğru rotamızı çevirdik.

Terör örgütü PKK’nın 1990’lı yıllarda gerçekleştirdiği saldırılar yüzünden Ezidilerin terk etmek zorunda kaldıkları köyleri Şırnak’ın İdil ilçesi sınırlarında. Kimsenin yaşamadığı köye sakin bir yoldan yaşananlara duyduğum hüzünle girdim. Bir insan bir insana neden bu kadar acı çektirir ki ve en büyük gerekçe ne olabilir ki diye düşündüm ama sonuçsuz bir karşılıkla buluştum zihnimde. Aslında kötülüğün eğitimsizlikle buluşması sonucu yaşanıyor tüm bu acılar, keşke hiç yaşanmasa…

Kimsesi olmayan bahçelerde nar ağaçları meyvelerini vermiş yavaş yavaş büyürken sıcağın kavurduğu köyde arada bir esen rüzgar rahatlatıyor bedenlerimizi. Komşuların birbirini ziyaret ettiği, bitişik evlerin küçük bahçelerinde ne güzel anlar yaşanmıştır 90’lı yılların öncesinde değil mi? Çünkü köyün enerjisinde çok güzel bir huzur var aslında huzursuz insan kötü enerjisiyle her şeyi yok edene kadar.

İnsanlığın yeşerdiği topraklarda yine insan eliyle yapılan kötülükler yüzünden köyü terk edenlerin çoğunluğu yurtdışına yerleştiği için Şırnak Valiliği ve İdil Kaymakamlığı, İçişleri Bakanlığı’nın “Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi” kapsamında 99 hanelik Mağara Köy sakinini Almanya, Belçika ve Hollanda’dan köylerine geri dönmeleri için davet etmiş. Sadece 5 kişinin geri dönüş yaptığı projede köyün alt yapı çalışmaları, içme suyu ve elektrik gibi genel ihtiyaçları yapılsa da köyde derin bir sessizlik hakim. Mağara Köyü’nün fısıltılarını dinlerken duyduğum acı beni derinden etkilemişken köyden göçüp gidenler ne yapsın bilemedim.

Nar ağacından kopardığım küçük narla döndüm Antalya’ya. Üretkenliğin sembolü nar umarım bu güzel köyün Mezopotamya’nın bağrında yeniden yeşermesine yardımcı olur ve bu ölüm sessizliği yok olur gider Mağara köyünün üzerinden.

Her yolculuğun bir sonu olmak zorunda. Dara’ya veda ederken de çok üzülmüştüm Mağara Köye veda ederken de! Sanırım bende bir yere bağlanma duygusu çok abartılı. Derinden sevip asla ayrılmak istemiyorum bazı yerlerden. Kiminin rengini, kiminin rüzgarını, kiminin sessizliğini seviyorum.

Katman katman yapısıyla sürekli yeni bilgilere açılan kapı Mezopotamya’da, insanın medeniyetle yeşerdiği yerde Mezopotamya güncesi devam edecek…

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle...