Baş döndüren teknolojik gelişmelerin üstümüze üstümüze gelmesi ve acımasız dünya reklam ağının etkisiyle bu alanda biraz geride kalan biz, 50 yaş üstü neslin endişeleri artık korku boyutunu aştı ve paranoyaya doğru ilerliyor.
Neler olacak?
Yapay zeka çocuklarımızın işlerini ellerinden mi alacak?
Her alanda kullanılan dijital aletler yaşamımızı ele mi geçirecek?
Dünyayı makineler mi yönetecek?
Ya çok gelişip bir gün insanları yok etmeye karar verirse?..
Eyvah! Yandık, bittik...
"Korkma" diye başlamamın nedeni de bu endişeleri görüyor, duyuyor ve biliyor olmam. Korkmayın.
Çünkü teknoloji dediğimiz şey; bizim daha kolay bir yaşam sürmek için geliştirdiğimiz bazı oyuncak ve aletlerden farklı değildir. Tornavida ve çekiç gibi...
Çünkü bilgisayar dediğimiz şey; verileri işleyip saklayabilen ve verilen komutları otomatik olarak yerine getiren elektronik bir aletten başka bir şey değildir. Bilgisayar yaparak sadece insanın bazı özelliklerini taklit etmeye çalışırız. Ana amaç işleri kolaylaştırmak, hızlandırmak ve kayıt altında tutmaktır. İnsana benzerliklerinden bahsedeceğim.
Çünkü yapay zeka dediğimiz şey; insan benzeri öğrenme, akıl yürütme ve karar verme süreçlerini bilgisayar sistemleriyle gerçekleştirmeyi amaçlayan teknolojidir. İnsan zekasını taklit etmeyi amaçlasa da işi zor. Nedenini açıklayacağım.
Görüldüğü gibi burada endişe edecek ve korkacak bir şey yok. Çünkü bütün bunlar insanın yarattığı diğer araç gereçlerden farklı değiller; insanın taklit edilmeye çalışıldığı çalışmaların ilkel çıktılarıdır. Öğrenmek, anlamak ve bilmek korkuları ortadan kaldırır. Bilmek adına sürece bir miktar katkı sunmak istiyorum.
Bilgisayar teknolojisi ile insan biyolojisi arasında benzerlikler vardır. Bu durum bilgisayarların insanın çalışma prensiplerini taklit etme çabasının bir sonucudur. Donanım ve yazılım ayrımı, insanın beden ve zihin bütünlüğüyle bir paralellik gösterir.
Bilgisayarın fiziksel parçaları, insanın hayatta kalmasını ve veri işlemesini sağlayan organlarla eşleşir.
Beynimizi karşılayan Merkezi İşlem Birimi (CPU) saniyede milyarlarca komutu işler. İnsan beyni de vücudun her noktasından gelen sinyalleri değerlendiren, kararlar alan ve sistemin çalışmasını sağlayan ana merkezdir.
Sinir Sistemimizi ise Anakart karşılar. Tüm parçaları birbirine bağlar ve iletişimi sağlar. İnsan vücudundaki sinir sistemine benzer. Omurilik ve sinir ağları, beyinden gelen komutları organlara/donanımlara taşır.
Kısa Süreli Hafızamız, bilgisayarda RAM (Geçici Bellek) olarak görünür. O an üzerinde çalışılan verilerin tutulduğu RAM, insanın kısa süreli belleğidir. Bir telefon numarasını çevirene kadar aklımızda tutmamız RAM’in işlevidir. Bilgisayar kapandığında veya odağımızı değiştirdiğimizde bu veri silinir.
Uzun Süreli Hafızamızı bilgisayarda Sabit Disk / SSD temsil eder. Verilerin kalıcı olarak depolandığı alan insanın uzun süreli hafızasıdır. Çocukluk anılarımız, öğrendiğimiz bilgiler ve alışkanlıklarımız bu "disklerde" saklanır.
Beş Duyu ve organlarımız Giriş/Çıkış Birimleri (I/O) klavye, mikrofon, sensörler, fare, kamera ve dokunmatik ekran bilgisayarın "duyu organlarıdır". İnsan için ise gözler, kulaklar ve deri dış dünyadan veri toplar. Yazıcı veya ekran gibi çıkış birimleri ise insanın konuşması veya el hareketleriyle dış dünyaya tepki vermesine karşılık gelir.
Donanım ne kadar güçlü olursa olsun, yazılım olmadan sadece bir metal yığınıdır.
İşletim Sistemi / Bilinçaltı ve Temel Fonksiyonlar: Windows, macOS veya Linux gibi işletim sistemleri; donanımı yönetir ve arka planda her şeyin düzgün çalışmasını sağlar. İnsanda bu görev bilinçaltına ve otonom sinir sistemine aittir. Nefes almamız, kalp atışımız ve reflekslerimiz, işletim sisteminin arka plan hizmetleri gibidir. İşletim sistemi insanda yaşamın sürdürülmesini sağlayan otomatik yönetim mekanizmasıdır; donanım (vücut) ile yazılım (düşünceler/ruh) arasındaki o görünmez köprüdür.
Uygulama Yazılımları / Öğrenilmiş Beceriler: Photoshop bir bilgisayara nasıl görsel işlemeyi öğretiyorsa; insanın öğrendiği yabancı diller, araba sürme becerisi veya matematik bilgisi de beyne yüklediğimiz "uygulamalardır".
Algoritmalar / Karar Mekanizmaları: Bir yazılımın "Eğer A olursa B yap" mantığı, bizim tecrübelerimizle oluşturduğumuz mantık süzgecidir.
Bir de yaşamımıza hızla giren Yapay Zeka kavramı var. Onun bu denklemde nerede yer tutacağına da bakmak gerekir.
Yapay zeka, bilgisayarı sadece komutları uygulayan bir makine olmaktan çıkarıp "öğrenen bir araca" dönüştürme çabasıdır. Geleneksel yazılımlar katı kurallarla çalışırken, yapay zeka insan beynindeki nöron ağlarını taklit etmeye çalışır. Deneyimlerden sonuç çıkarır, hatalarından ders alır ve tahminlerde bulunur. Ancak yapay zeka halen insanın sağladığı veri setlerine ve matematiksel olasılıklara bağımlıdır. O, insan zekasının bir kopyası değil, çok gelişmiş bir istatistiksel yansımasıdır.
Yapay zekanın gelişiminde insana düşen en büyük görev yapay zekayı eğitirken onun “gerçeğin peşinde” ilerlemesini sağlamaktır. Bunu sağladığımızda yapay zekaya dair beklenen korku unsurları asla hayat bulamayacaktır.
Her şeyde olduğu gibi yanlışı yapan alet değil onu kullanan insandır. Bir bıçak onu kullanan sayesinde iyi ya da kötü bir sonuca alet olur. Yapay zeka da bu anlamda bir alettir.
İnsanı benzersiz kılan nedir?
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, biyolojik varlığımızı makinelerden ayıran keskin çizgiler ve bilgisayarların asla sahip olamayacağı insan özellikleri vardır.
Öz Farkındalık ve Bilinç: Bir bilgisayar işlem yaparken işlem yaptığının "farkında" değildir. İnsan ise varlığının, kimliğinin ve sonluluğunun bilincindedir.
Gerçek Duygular ve Empati: Bilgisayarlar üzüntüyü simüle edebilir (kodlarla taklit edebilir) ama "hissedemezler". İnsanın bir başkasının acısını kalbinde hissetmesi, kimyasal ve ruhsal bir derinliktir.
Sezgi: Bilgisayarlar sadece veriyle karar verir. İnsan ise bazen hiçbir veri olmasa da sadece "içindeki sese" güvenerek doğru kararı verebilir; mantığın ötesine geçebilir.
Yaratıcılık ve İlham: Yapay Zeka var olanları birleştirir; insan ise yoktan bir sanat eseri, bir fikir veya bir hayal inşa edebilir. Bilgisayar için "hata" ayıklanması gereken bir kusurdur; insan için ise hata, bazen en büyük keşiflerin kapısıdır.
Maneviyat ve İrade: İnsan, biyolojik dürtülerine veya mantığa aykırı olsa bile inançları uğruna fedakarlık yapabilir. Makinenin bir "iradesi" yoktur, sadece "görev tanımı" vardır.
İnsan bilmediğinden korkar. Bu yüzden bilmek gerekir. Bilmek için de o korktuğumuz teknolojik ortamı, bilgisayarları ve yapay zekayı araç olarak kullanabiliriz. Onlar, bilme yolculuğumuzda en büyük yardımcılarımız olabilirler.
Bilgi belirsizliği ortadan kaldırır; beynimizin karar mekanizmalarını besleyen ham maddedir. İnsanın dünyaya baktığı pencereyi büyütür, zihinsel genişleme ve vizyon kazandırır. Korkmamak için anlamak, anlamak için öğrenmek gerekir
Sonuç olarak; bilgisayar insanın elindeki en gelişmiş araçtır; ancak insan o aracı tasarlayan, ona anlam yükleyen ve evrenle duygusal bağ kurabilen tek varlıktır. Bilgisayarla donanımımız benzer olsa da "yazılımımız" büyük bir derinliğe ve sonsuz bir gizeme sahiptir.