İki sevgili evlenmişler. Sözü uzatmayalım. Babalarını birikimleri ile bal ayına çıkmışlar. Balayını İstanbul’un sayılı lüks bir otelinde yapıyorlarmış.
Önceki gün İstanbul’a gelerek, eşeğini bağladığı yerde bulamayan Husso, parasız ve işsiz olduğu için, bir yolunu bulmuş gelip bu yeni evlenmiş balayı yapan gençlerin odasındaki yatağın altına saklanmış.
Bay genç kıza iltifat etmek için:
-Sevgilim, biliyor musun?
-Neyi?
-Gözlerine bakınca bütün İstanbul’u görüyorum.
Husso, heyecanla yatağın altından çıkarak:
-Ula gardaşım, ben bulamadım o kadar aradım. Madem bütün İstanbul’u kızın gözlerinde görüyorsun. Bizim karakaçan nerede? Sözün hası, yarısı zeki insanlara söylenir.
Biz elbette Bakanımızı seviyoruz ama ne diye Hazine Bakanının gözüne bakalım. Şimdi bakıp görmek istiyorum.
1-Kırküç yıl boyunca çalışıp emekli oldum. Ömrüm hep kanaatle geçti. Yılda bir kez gidip tatil yaptım mı?
2-Çocuklarımı vatana millete hayırlı evlat olsun diye, dişimden canımdan neler yitirdiğimi biliyor musun?
3-Şimdi hastaneye gidebilmek için taksi, kiraladığımda altmış lira ödemek zorunda kalmak ne kadar zor. Arabama binemiyorum. Benzin aldı başını geçti.
4-Zaman zaman markete gidiyorum. Yumurta iki lira kırk kuruş, ekmek üç lira, makarna beşbuçuk lira.
Bakanın yüzünü gözünü göremeden market işletmecisinin yüzüne, gözüne bakıyorum. Yüzü asık o da bana bakıyor. Cebimden az para çıkınca:
-Ne öküzün trene baktığı gibi bakıyorsun?
Diyor. Vereceğim parayı tekrarlıyor.
Ben Bakanın gözlerine bakmak istiyorum.