Bundan önceki yazılarımda Küresel sermayenin ulus devletlerden demokrasilerini otokratlaştırarak merkezileştirilmesini ve tek bir adama teslim edilmesini bu tek adamın da devleti bir şirket yönetir gibi yönetmesini istediğini belirtmiştim.
Ülkemizde 2013 Gezi parkı olaylarıyla başlayan otokratlaşma nihayet 2025’te küresel sermayenin istediği otoriterliğe ulaşarak Türkiye tam anlamıyla bu tek adamlı merkezi yönetime teslim edildi. Şeffaflık ve denetimden uzak olan bu sistemde ülke doğasının, ekonomisinin ve halkın ne istediğinin, önemi kalmamıştır. Merkez ne isterse millete dayatabilmektedir. İşte Antalya Müzesinin yıkımı da böyle bir dayatmadır.
Antalya müzesi 2025 turizm sezonunun tam da ortasında ani bir kararla yıkılarak olay adeta bir oldu-bittiye getirildi. Gerekçe belli. “DEPREME DAYANIKSIZ” damgası. Bu iki sözcük iktidarın istemediği varlığından rahatsız olduğu tüm bina ve yapılar için özel laboratuvarlarda en son teknolojiler kullanılarak elde edilmiş ölümcül bir hastalık virüsü gibi kullanılmaktadır.
İktidar Türkiye’de hangi binayı yıkmak istiyorsa, hangi bina ve yapılar cumhuriyet kavramını anımsatıyorsa, hangi binaların yeri yüksek rant getirisine sahipse bunları ortadan kaldırmak için elindeki en büyük silah bu iki sözcükten ibaret, ama bu iki sözcük atom bombasından daha kullanışlı ve daha güçlü bir silah.
Bu öyle bir silah ki, kent ortasındaki 30 katlı bir gökdelen için de varoştaki bir gecekondu için de geçerli. Türkiye’nin tüm illerinde ve her tarafında özellikle de cumhuriyet dönemini anımsatan tüm yapılara yöneltilmiş bir silah bu. Gerçi daha yeni ve pek de cumhuriyetle bağdaştırılamayacak yapılarda da bu silahın kullanıldığını görüyoruz. Ama bu ikisinin amacı farklı. Birincisindeki amaç toplumsal hafızayı hedeflerken ikincisinde amaç rant ve yandaşa para aktarmak.
Neden böyle düşünüyorum derseniz, Burdur Öğretmen evi için de aynı ölümcül virüs damgası vurulmuş. Oysa Burdur deprem bölgesi olduğu için eskiden beri binalar Türkiye geneline göre çok sağlam yapılır. Beş kattan fazla yapıya izin verilmez. Ve Burdur’da bu beş katlı yapının temeline gömülen demir ve betonla diğer illerde üç kat çıkılmaktadır. Ayrıca Burdur’da yaşanan 7 şiddetindeki 1971 depreminde hiçbir karkas bina yıkılmadı. Yıkılanlar hep yığma binalar ve köylerde kerpiç binalardı. Burdur öğretmen evi depremden sonra yapıldı.
Aslında rant ve yandaşa para aktarmak birincisi için de geçerliyse de burada rant, toplumsal hafızanın yıkımından sonra gelmekte ve sanırım bir taşla iki kuş vurmak gibi düşünülmektedir.